|
SON DAKİKA
MHP'li Yeniçeri: Türk kavramı var olmaya devam edecek“ MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, ''Türkiye Cumhuriyeti, bölücü, yıkıcı, mandacı ve işbirlikçilere rağmen var olmuştur. Türk kavramının varlığı da onlara rağmen anayasada var olmaya devam edecektir'' dedi. „
MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, Mecliste düzenlediği basın toplantısında, ''Türk kavramına inatla etnik bir anlam yükleyerek, anayasayı bu kavramdan soyutlayarak sözde demokratik yapacaklarını iddia edenlerin art niyetli olduğunu'' söyledi.
TBMM'de dün AKP'li bir milletvekilinin ''Türk milleti'' dememek için Anadolu'daki ''Müslüman millet'' tabirini kullandığını belirten Yeniçeri, ''Bu vesileyle açıklamak isterim ki Ön Asya coğrafyasında yaklaşık bin yıldır 'Türk' demek 'Müslüman' demek, 'Müslüman' demek 'Türk' demektir'' diye konuştu. Yeniçeri Basun Toplantısı'nda şu komulara değindi: “Değerli Basın Mensupları TBMM’de anayasa için kurulan uzlaşma komisyonu bünyesinde kurulan alt komisyon, birkaç gün önce İstanbul Fener Rum Patriği Bartholomeos’u dinledi. Bartholomeos, “Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes, din, mezhep, dil ve etnik köken gözetilmeksizin Türktür. Türklük bütün Türk vatandaşlarının beraberce varlığının ve dayanışmasının ifadesidir” diye bir tanım yaptı. Türk Musevi Cemaati Başkanı Sami Herman da ‘Her şeyden önce Türküz. Türk olarak tanımlanmak isteriz. Kimliğimiz Türk vatandaşıdır ve Türk’üz. Dinin nedir derlerse o zaman inancımızı söyleriz. Museviyiz” demiş. Azınlık temsilcilerinin “Türk” kavramına Türkiye Cumhuriyeti devletinin yurttaşlık bağını ifade eden bir anlam yüklemeleri önemlidir. Türk kavramına inatla “etnik” bir anlam yükleyerek anayasayı bu kavramdan soyutlayarak, sözde “demokratik” yapacaklarını iddia edenler art niyetlilerdir. Türk kavramına bölücü, yıkıcı ve ayrımcı Kandil militanları gibi etnik bir anlam verenlerin bu manada Bartholomeos’tan almaları gereken dersler vardır. Değerli Basın Mensupları Diğer yandan dün TBMM’de AKP’li bir milletvekili Türk milleti dememek için Anadolu’daki “Müslüman millet” tabirini kullanmıştır. Bu vesileyle açıklamak isterim ki Ön Asya coğrafyasında yaklaşık bin yıldır Türk demek Müslüman demek, Müslüman demek Türk demektir. Tarih ve süreç içinde elde edilen müktesebat bunun kanıtıdır. Bu gerçek çeşitli gezgin ve düşünürler tarafından tarihe de kayıt düşülmüştür. Sözgelimi 1553-1555 yıllarını Osmanlı ülkesinde geçiren Hans Dernschwam adlı bir Alman gezgini güncesine şu bölümü ekler: “Sonradan Türk olup sünnet edilen Hristiyan ve Yahudilere Müslüman demek gerektir. Bir Türk’e hakaret olarak Türk diyenlere para cezası verilir, ya da dayak atılır; ona Müslüman demek gerektir ki bu da mü’min anlamına gelir. Böyle Müslümanlar kendilerini Asya’daki (Anadolu) gerçek Türklerden üstün sayarlar…” Burada “sünnet” olmak “Türk olmak” olarak değerlendirildiğinden Alman seyyah buna açıklık getirmek zorunluluğunu duymuştur. “Türk” ile “Müslüman” kavramlarının birbiri yerine kullanılmasının kavram kargaşası yarattığını bu nedenle de Alman gezgin Dernschwam, “sünnet edilen Hristiyan ve Yahudilere” Türk değil Müslüman demenin daha doğru olacağını yazmış. Türkler Anadolu coğrafyasında Türklükleri ve Müslümanlıklarını birbiriyle harmanlamışlardır. Tarihi bilinç yoksunları cehaletlerinden, bölücüler ise sahip oldukları ihanet ideolojileri yüzünden Türk kavramını kültürel anlamda farklı manalar yüklemektedir. Türkiye’de bugün iki siyasi damar var: Bunlardan birisi “Türküm” demekte diğeri de “Müslümanım” demekten rahatsızlık duyuyor. Her iki anlayış sahipleri de bu kavramları bir alternatiflik, karşıtlık ya da tez-antitez bağlamında ele alıyor. Bu nedenle de Türk ve Müslüman kavramlarına tarihi müktesebatıyla ilgisiz anlamlar yüklüyor. Bu aynı zamanda oryantalist bir tavırdır. Bu tavır hastalıklıdır, özürlüdür ve sakattır. Diğer yandan gafil, cahil ve hain kesimin “Türk” ve “Türklük” üzerinde her türlü tasarrufu yapabilecekleri bir kadavra olarak görmeleri de bu değerlerin millet için ne anlama geldiğinin farkında değillerdir. Diğer yandan “Türk” kavramının tarihi müktesebatından soyutlanarak anayasaya konulmuş olması anayasanın demokratik namusuna helal getirecek bir konum da oluşturmayacaktır. Tıpkı Fransız, Alman, İspanyol kavramlarının bu ülkelerin anayasalarında yer almasının onların anayasalarını demokratikliğine helal getirmemesi gibi. Kaldı ki demokratikliğin anayasayla ilişkisi de tartışılır durumdadır. Bugün İngiltere’nin yazılı bir anayasası yok ama İngiltere’nin demokratikliğini kimse tartışmıyor. Değerli Basın Mensupları Fransız Anayasası başlangıcında “Fransız halkı vakarla ilan eder ki…” diye başlar. Fransız anayasa metninde “Fransa” iki defa, “Fransız” beş defa geçmektedir. Alman Temel Kanunu Başlangıcı da “Tanrı ve insanın huzurunda… Alman Halkı, kurucu iktidarlarını kullanarak…” diye başlamaktadır. Temel Kanunda 45 defa “Alman”, 17 defa “Almanya” geçmektedir. Yunan Anayasası ise tamamen “Elenler” için kaleme alınmıştır. Mesela vatandaşların kanun önünde eşitliğinden değil, Elenlerin kanun önünde eşitliğini öngörmektedir. İspanya Anayasası’nda “İspanyol” 20 defa geçiyor; İspanya ise 26 defa geçiyor. Batılı ülkelerin halkı, hangi etnik kökenden gelirse gelsin, o devleti kuran milletin adıyla anılmaktadır. Türk kavramını iktidar odakları, gerçekte Anayasayı Kandildeki terörist bölücülerin taleplerine uydurmak için tartıştırıyorlar. Türk kavramını anayasaya Türk milletine aidiyet duyanlar koymuştur. Bedeli de çok yüksek olmuştur. Onu oradan çıkarmaya çalışanlar bu bedeli hesaba katmak zorundadır. Değerli Basın Mensupları Diğer yandan Anayasaya yapmaya olmayan anlam yükleme gayretleri de akıl ve mantık dışıdır. Özellikle iktidar neredeyse her sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik sorunu anayasa ile ilişkilendirerek açıklamaktadır. Bu kesimlere göre işsizliğin, yoksulluğun, kadına yönelik şiddetin, terörün, işkencenin, kötü yönetimin, darbeciliğin, cari açığın ama aklınıza ne geliyorsa onun çözümü “yeni anayasa” yapmaktan geçmektedir. Hatta “yeni anayasa”ya yeni bir toplum yaratma misyonu yükleyenler bile var. Kısacası geniş toplum kesimlerinde “yeni anayasa” yapılacak, her şey güllük, gülistanlık olacak türünden bir beklenti ve algı yaratılmıştır. “Yeni anayasa” bazılarına göre dokunduğunu değiştiren bir “sihirli sopa” , bazılarına göre ise Alaaddin’in Lambası’dır. Kimsenin kuşkusu olmasın ki 1808’de yayınlanan “Sened-i İttifak” belgesi, 1839’da ilan edilen “Tanzimat Fermanı”, 1856 yılında yayınlanan Islahat Fermanı ve onun ardından gelen 1877 yılındaki “Teşkilat-ı Esasiye” düzenlemelerinin hepsinde de topluma yönelik olarak hâkim elitler, aynı duyguları pompalamışlardır. Birinci, ikinci meşrutiyet, 1921, 1924, 1960, 1982 anayasalarının yapılması sürecinde de söylemler de bugünkü iktidarın söylemlerine çok benzemektedir. “Yeni anayasa” kavramının bizzat kendisi sorunludur. Eski bir millete “yeni anayasa” yapmak, cüretkâr bir söylemdir. Tarihin öznesi olabilmiş milletler, sürekliliklerini her şeyden daha çok toplum tarafından kabul gören yazılı olan ve olmayan yasa ya da uygulamalara bağlıdır. Milletler “devam ederek gelişirler; gelişerek de devam ederler”. Böylece “kökü mazide olan âti” kavramıyla açıklanabilecek tarihi süreklilik oluşur. Tarihi bir halka “yeni anayasa” yapmaya kalkmak, her şeyden önce onun geçmişini inkâr etmek anlamına gelir. Yeni anayasayı yeni bağımsızlığını kazanmış milletler yapar. Köklü milletlerin köklü hukukları, töreleri, gelenekleri ve yasaları vardır. Bu nedenle de köklü gelenekleri, yapıları ve kurumları olan milletler, yeni anayasa yapmazlar onlar, olsa olsa anayasalarını yenilerler. Milletler için “değişerek devam ederler, devam ederek de değişirler” diyenler tam da bunu anlatırlar. Devam ve değişme birbirine bağlıdır. Milleti, millet yapan değişen tarafı değil devam eden yanıdır. Her gelişme ve değişme daha ileri seviyede bilinç ve aidiyet üreterek toplumları birbirine bağlar. Değerli Basın Mensupları Milletlerin gelecekleri planlanabilir ama geçmişleri planlanamaz ve yönetilemez. Bu nedenle milletlerin geçmişlerinin yargılanmaya değil anlaşılmaya ihtiyaçları vardır. Bir milletin geçmişini yok saymak onu çocuk yerine koymak demektir. Milletleri çocuk yerine koymakla tarihi çocuk yerine koymak, aynı şeydir. Her ikisi de doğru değildir. Bu bakımdan “sıfırdan anayasa yapmak” düşüncesi sorunludur. Milletler, ya tarih yazmış ya da tarihe yazılmış gerçekliklerdir. Tâbi oldukları yasalar bakımından bu böyledir. Yaşanılmış olanlar için “beyaz sayfa” açmak ya da sıfırdan başlamak mümkün değildir. “Yeni” bir anayasa yapacağız derken, eskiye ait ne varsa hepsini kapı dışarı edeceğini sananlar, fena halde yanılanlardır. Sıfırdan anayasa söylemi tarihi sıfırlamak anlamına gelir. Tarihi yok saymak, özünden geçmişi, hafızayı, birikimi yok saymaktır. İnsan hafızasız var olamaz. Hafızasız insanlar vardır. Ancak onlara deli derler. Toptan silmek, toptan yazmak özünde jakoben tavrıdır. Silah zoru ile giyotin marifetiyle, sürgün cezasıyla dayatmak ile çoğunluk gücü ile seçilmişler vasıtasıyla dayatmak arasında bir fark yoktur. Dayatma dayatmadır. Diğer yandan “eski” denilen şey de bugünkü yeninin yarınki adıdır. “Sıfırdan anayasa yapmak” söylemi bir milletin anayasal tarihini sıfırdan başlatmak demektir. Bu da milletin tarihini sıfırlamak anlamına gelir. Tarihi yok saymak, esasında bir toplumun hafızasını, deneyimlerini ve birikimlerini de yok saymaktır. Geçmişi yok saymak sağlıklı bir ruh hali değildir. Birikim, deneyim ve yaşanmışları yok saymak yerine onlardan yararlanmak gerekir. Geçmişi yok sayanlar kendi elleriyle geleceklerini yokluğa mahkûm etmiş olurlar. Milletler devam ederek gelişirler, gelişerek de devam ederler. Her konuda geçmişi yüceltenlerin sıra anayasaya geldiğinde geçmiş siliciliğine soyunmaları anlaşılır değildir. Türk milletinin anayasal geçmişini yok sayan anlayışlar sorunludur. Yahya Kemal’in “kökü mazide olan ati” sözü anayasal tarih için de geçerlidir. Değerli Basın Mensupları Türkiye Cumhuriyeti bölücü, yıkıcı, mandacı ve işbirlikçilere rağmen var olmuştur. Türk kavramının varlığı da onlara rağmen anayasada var olmaya devam edecektir. Milliyetsiz, öksüz ve Türksüz anayasa isteyenler Ön Asya’da Türk milletinin varlığından rahatsız olanlardır. Halbuki, “Türk” geçmişte onlara rağmen var olmuştu, bugün de Ön Asya coğrafyasına vurulan mühür olarak var olmaya devam edecektir. Türk, aynı zamanda bu topraklardaki anayasal düzenin dayandığı meşruiyetin de adıdır. Anayasa yapım sürecini kimse Türk milletinin egemenliğini, tarihini ve devletini paylaşma süreci olarak görmemelidir. Anayasa Türk milleti için yapılmaktadır. Türk milletini inkar üzerine kurulacak bir anayasa gayri meşru olacaktır. Bu sebeple Anayasa’dan Türk kavramını çıkardığındınız da geride bir sürü laf salatası ve cürufu kalacaktır. Kimse böyle nafile gayret içine girmemelidir. Buna izin verilmeyecektir!" Haber Kaynağı: Zaman
İLGİLİ HABERLER
İlgili Haberler
|
![]()
|