|
SON DAKİKA
'Ben, bir virgül için ölünen bir dünya düşlüyorum.'
Sana da söylemiştim ya: "Ben, bir virgül için ölünen bir dünya düşlüyorum." Yazı öldürsün beni. Virgülden ziyâde, nokta için ölmek isterim.
Seni incelemeyi seviyorum, senle beraber bütün insanları. Allah, başka insanları bu kadar önemseyeceğim bir karakter verdiyse bir bildiği vardır elbette. Böyle düşünmek istiyorum. İçinden geçeni söyleyeyim: "Kimse benim yoğurdum ekşi demez." Ama benim yoğurdum ekşi, gocunmuyorum da bundan. Çok ilginç değil mi dostum, ne zaman yeterince kötü biri olduğumu söylesem, insanlar şiddetle karşı çıkıyor. " Hayır, sen kötü değilsin, şöyle iyisin, böyle iyisin..." Ama çok ilginç değil mi dostum, ne zaman yeterince iyi olduğumu söylesem de hoşlanmıyorlar bundan. Söz gelimi, bir virgül için ölünen bir dünya düşlediğimde, abarttığımı, saçmaladığımı düşünüyor olabilirler. Bu, hoşuma da gidiyor aslında, saçmalamayı seviyorum. Aklı başında olmayı da seviyorum, işe yaramaz olmayı da. İlginç gelecek sana, dün sevgilim- evlenmek için baskı üstüne baskı yaptığı yedi yıldan sonra- benimle evlenemeyeceğini söyledi. İşe yaramaz olduğum için olabilir. Ama gerekçesi şuydu: "Ben basit birini istiyorum. Senin her şeye söyleyecek bir cevabın var." Beni tanır ve bildi ki o an, ben bu cevaba çok sevindim. Benim hayattaki tek amacım bu çünkü, her şeye bir cevabım olması. Bende başlamayan soruların bile cevabının bende olması... Tezer Özlü gibi hissediyorum kendimi ara ara. Bir yolda gidiyorum, okuyorum okuyorum, yazıyorum yazıyorum, dinliyorum dinliyorum ve sonra geliştiğimi görüyorum. Ve sonra, giderek suskun olmak daha bir lezzet verir oluyor. Dünyaya isyan ediyorum, dünyaya isyan edenleri seviyorum. Her şeyi değiştirebilirim gibi geliyor. Bunu söylediğimde, benimle dalga geçebilecek insanlar zerre umrumda olmuyor. Pavese, diye başlamak istiyorum söze, Kafka diye...Bir yanımsa, entelektüel olmak için yazıda entelektüel bir yazarın ismini geçirmemi kabul edemiyor. "Hayatta hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz. Yazı hariç..." diyen yazara katılıyorum. Yazının derinlikleri kadar şaşırtıcı olamaz, hiçbir şey; ama her şey; ama hiçbir şey. İnsanoğlu neden yazıyor, kelimeler onları sık kullanırsan sana daha mı aşina olurlar? Ve en önemli soru, ben neden yazıyorum? Mesela Homeros'un neden yazdığıyla- o yazmadı, söyledi gerçi- benim neden yazdığım aynı şey mi? Mesela, Edgar Allen Poe benim yaşadığıma benzer bir acıyla mı kaleme aldı "Annabel Lee"yi? " Öyle derin ki gözlerin, içmeye eğildim de/ Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm." diyen şâir, beni tanımadan bunu yazamazdı ki, eminim bundan. Çünkü bu tam benim söyleyeceğim cümle; bütün sevdiklerim bilir ki, bu tam benlik bir cümle. İnanın bana, bu tam benim söyleyeceğim bir cümle. İşte onun için, yazı hayat kadar şaşırtıcı. Tüm yazarlar, yazma hakkındaki yazıları severler. Ama şaşırarak görmüşümdür ki, eğer bir ünvanın yoksa senin yazma eylemi hakkında yazman gereksiz görülür. "O kim ki yazıyor bunu?" Bense, bunu saçımın bir teline bile takmamakla övünmüşümdür. Seyirciyi düşünerek yazmak ahlâklı değildir, bence hiç değil. Mesela ben bu yazıyı okuyacakları düşünsem, cinsel arzularla dolu bir paragraf yazardım. En ciddi, en ağırbaşlı insanlar, o paragrafı soluksuz okurlardı. ( Ama bunu hep reddederlerdi.) Ama, bu yazının adaletine karşıdır. Amaç, yazıdır. Amaç, okunmak değil. Yani, ben yazıyı popüler olmak için kullanırsam şayet, kelimeleri yeterince sevemem. Edebiyatın çilesini çekmediğim için, kelimeleri bir işçi gibi görürüm, bir hizmetli gibi. Oysa, benim onların hizmetlisi olan. Güzel yazan her insanı kıskandım bugüne dek. Özellikle Tanpınar'ı görmek dahi istemiyorum. O kitabı yazmamalıydı, beni beklemeliydi. Yahut George Orwell, neden "1984" ü yazdı? Neden "Yabancı" da, Mersault'u benim yazmamı beklemedi Camus? Neden Sennur Sezer yazdı "Yorgun Çingene"yi? Ve neden Turgut Uyar "Göğe Bakma Durağı"nı? Bana ayıp etmiş olmadılar mı; isim bırakmak içindi, tamam da, beni kırdıklarına değer miydi? Allah'ım... Peki senin yazmamı istediğin eser neydi? Beni yıllardan beri kıvrandırırken, beni hayattan soğutacak kadar kitaplara hapsettiğinde, neyi yazmamı istiyordun? "Şu kulum şu kitabı yazacak." dediğin o kitap, kaderimde var mı Allah'ı Peki sen ey okur, yazmaya aşık birini gördüğünde neden bunu bir romantiklik olarak görüyorsun? Aklına gelmedi mi, o insanın yazmayı hakikaten çok sevebileceği? Neden kendinle kıyaslıyorsun, neden dünya görüşünle? Sürgün edebiyatını tez yapmak istediğimde karşı çıkmasaydı hocam, şu an mutluluk gölünde yuvarlanacaktım, bilesin. Yazı için sürgüne gitmek, yazının tehlikeli olabileceği kanısı ve senden ve yazının gücünden ölesiye korkmaları... Peki sen ey okur, sen hiç, şana, şöhrete, paraya, ünvana, romana, öyküye, yani yazının getirdiklerine değil; yazının kendisine aşık birini gördün mü? Gördüysen onu sevdin mi, gördüysen ona acıdın mı? Ben gördüm ey okur, ben gördüm. Ve ona, nokta için ölebileceği bir dünya düşledim. Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun. Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|
![]()
|